GÜRÜN'DEN GÖNÜLLERE

Gürün’de muhteşem bir şölen yaşandı. Gürün öğrenim şenliği olarak tarihe geçti. Emeği geçen tüm gönüldaşlardan Allah razı olsun. Şenliğin içeriğinden çokça bahsetmeyi gerek görmüyorum. Adeta mini bir olimpiyatı andıran bu şenliği detaylıca anlatmaya kelimelerimin yetmeyeceğini düşünüyorum. Sadece gönül dünyamda iz bırakan yaşanmışlıklardan bahsedeceğim. Geçmişten günümüze unuttuklarımızı hatırlatacağım. 21 ilçeden gelen yüzlerce öğrenci arasında 3 gün süren spor müsabakaları düzenlendikten sonra Gürün’ün doğa harikası olan Gökpınar’da muhteşem ve görkemli bir kapanış yapıldı. Tüm kurumlar kendisini tanıtan stantlar kurdu. Öğrencilerin hayal edipte bulamayacağı bir ortam oluşturulmuştu. Şenliği gözlemlerken şu soru aklıma geldi:

‘’Böyle bir şenlik bundan 20 yıl önce yapılmış olsaydı acaba ne tür sıkıntılarla karşılaşırdık?’’  Şenlik müftü beyin duasıyla açılıyordu. Vali bey, Kaymakam bey, kurum amirleri (hatta gelmiş olsaydı milli eğitim bakanı) bu dualara el açıp amin diyordu. 20 yıl önce hayal edilemeyen bir durumdu bu. Bir ilin bir ilçenin ve hatta hükümetin bir bakanının bir eğitim şenliğine bu şekilde katılması hayal bile edilemeyen bir durumdu. Böyle bir şenlikte haram yoktu. Meşru dairede planlanmış ve bu çerçevede yürütülen Müslümanca bir şenlikti. Şimdinin gençleri bu kazanımın ne kadar değerli olduğunu anlamaları için o zamanın gençleriyle kısa bir hasbıhal etmesi yeterli olacaktır. Başörtüsüyle okullara alınmayan kız çocuklarının sıkıntılarını, kışlalardan kapı dışarı edilen elleri öpülesi anaları ne hale soktuklarını anlatmaya yürek dayanmazdı. Ama şimdi Kaymakam beyin organizatörlüğünde Müslümanca bir açılışla şenlik başlıyordu.

Şenlik İstiklal Marşı’nın ardından cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın eşleri Emine hanımın öncülüğünde başlatılan okuma yazma seferberliğine katılan 72 yaşındaki Remziye teyzemizin okumayı bu yaşta öğrendiğini belirtmesi ve bu konuda emeği geçenlerden Allah razı olsun duasıyla devam ediyordu. Merkez valimizin, kaymakamımızın ve belediye başkanımızın konuşmaları muhteşem şenliğe görüşleri ile endam katıyorlardı. Kaymakam beyin özellikle belirttiği bizim en büyük ve en değerli kazancımız eğitim demesi yüzlerce öğrenciye motivasyon veren bir söylemdi. Öğle saatlerine kadar çeşitli etkinliklerle devam edildi ve benim duygu dünyamı heyecanlandıran beni Peygamberimizin yanına götüren Cuma vakti gelip çatıyordu.

Şenlik Cuma günü düzenlendiği için Cuma namazı nasıl kılınacaktı bu kalabalıkla? O da düşünülmüştü. 20 yıl öncesinden intikam alırcasına, Rabbime kullukta sınır tanımazcasına. Tamda bunun üzerine Rabbim yapılanlardan hoşnut olduğunu belirtircesine bu vakitte rahmetini öyle tatlı indiriyordu ki yağan yağmur gönüllere dokunuyordu. Vaiz efendi camide Peygamber Efendimizin çocuk sevgisini ve eğitim metotlarını anlatıyordu. Her şey çocuklar içindi. Camideki vaaz ve yapılan etkinliklerin hepsi… Yalnız Cuma namazının kılınacağı camii o kadar kalabalığın yüzde birini bile alacak kapasitede değildi. İçimden diyordum: bu yağmurun altında namaz kılmayan olur mu? Olmadı tabi. Yağmurun ince ince yağdığı Cuma vaktinde caminin içi dışı hınca hınç doluydu. Tüm kurum amirleri Cuma namazında saf tutmuştu. Kaymakam bey kapının eşiğinde, Milli Eğitim Müdürü yağmurun altında hutbeyi dinliyor Cuma namazının eda edilmesini bekliyordu. Cuma namazı kılındıktan sonra kapının eşiğinde yağmuru izlemek ayrı bir keyifti. Çocuklar ıslanıyordu ama hiç de umurlarında değildi. Ve şenlik öğle yemeği ardından çeşitli aktivitelerle tüm hızıyla ve keyfiyle devam etti. Yapılan güzel gösterilerle şenlik çocukların ve bizlerin damağında tat bırakarak son buluyordu.

Bunları neden anlattığımı sorabilir zaten normal olan bu diyebilirsiniz. Lakin 20 yıl önceki Türkiye olsaydı nelerle karşılaşırdı o çocuklar demeden edemiyorum.

Aklıma Uğur Dündar’ın okulda namaz kılan çocuklar haberi gözlerimin önünden hiç gitmiyor. Başörtüsü nedeniyle mezuniyet töreninde, başka bir öğrenci tarafından saçları çekiştirilerek, tartaklanarak sahneden aşağıya atılmasını unutamıyorum. Başörtüsüyle asker oğlunun yemin törenine geldiğinde içeri alınmayıp kışla duvarından asker evladını izleyen başörtülü anayı unutamıyorum. Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye meclisini Fatiha ile açınca höyküren satılık hainleri unutamıyorum. Nereden nereye geldik! Eğer bu kazanımların farkında değilsek, dönüp kendimizi sorgulama vakti gelmedi mi?

YORUM EKLE
YORUMLAR
DEVLETİ ALİİ
DEVLETİ ALİİ - 1 yıl Önce

ESKİDEN OLSAYDI ASKERLER KIŞLASINDAN ÇIKIP ORAYI DAĞITIRDI.