Mahallenin pısırık bir çocuğu vardı. Adı Türker. Mahallede diğer çocuklar onu pek oyunlarına almazlardı.Almaları için bazı kriterleri vardı onların. Mesela bir futbol topu olmalıydı.Ve bunun gibi bazı komik bahaneler üretirlerdi hep arkadaşları. Her defasında boynu bükük ayrılırdı ve evin yolunu tutardı. Geceleri yastığa başını koyduğunda gizli gizli ağlar gözyaşları yastığını ıslatırdı. Cebinde parası yoktu, sırtında iyi bir elbisesi yoktu ama mangal gibi bir yüreği vardı. Vardı da onunda bu zamanda pek kıymeti harbiyesi olmuyordu. Her hor görüldüğünde yumruklarını sıkar celallenir ama bulunduğu durum ve yanlızlığı prangalar vurup dizginlerdi coşkun duygularını. Bazen onu içlerine almayan arkadaşları oynadıkları futbol maçlarında kale arkasında kaçan topları getirme görevi verirlerdi ona. Öyle bir sevinirdi ki dışlanmışlık duygusu yerini yeni bir umuda bırakırdı.  Sonrasında yine dalga geçerlerdi. O umutlar da  kısa sürede sönerdi fazla sürmezdi.

Türker bu işin hep böyle sürüp gitmesinde usanmış olacakki aşağı mahallenin çocukları ile takılır   bunu farkeden mahalleli arkadaşları ona çikolatalar verir bikaç oyunlarında oynamalarına müsaade eder tabir yerindeyse ağzına bir parmak bal çalarlar ordan da ederlerdi. Hatta o aşağı mahallenin çocuklarından bazılarına Türker'in hakkında bazı uydurma şeyler söylerler bir daha bir araya gelmelerine mani olurlardı. Koskoca bir şehirde yapayanlız olmanın üzüntüsü ve birşey yapamamanın kahrı omuzlarında yüktü. Ama bu çetin duygular ve yükler daha da güçlenmesine neden oluyordu. Farkına sonra varacaktı.

Çok çalıştı Türker. Gece gündüz demeden. Çocukluğunu kırmızı bisikletler yeşil sahalar üzerinde geçirmek varken o daha farklı misyon yüklemişti artık küçücük omuzlarına.

Ne olup bittiğini anlamaya çalıştılar mahalleli arkadaşları. Ama o artık sadece çalışıyordu. Önceden mahsun bakışlarla kenarda oyuna alınmasını bekleyen Türker şimdi sabahları erken vakitlerde bir simitçi fırınında bekliyor sepetine simitleri attığı gibi soluğu şehrin meydanında alıyordu. Bazen koli koli su satıyor bazende bir tartı ile yol kenarlarından geçen insanların kilolarını tartıyordı. Tarttığı sadece kiloları değildi. Tartıyordu her karakterden insanı.. Tartıyordu aslında şehri ve akşamları okuduğu kitaplarla dünyayı.

Bir cuma namazında şehrin en büyük merkez camisinde müezzinlik bile yapmıştı. Herkesi kendine hayran bırakıyordu. Yaşlılara hürmeti çocuklara şefkati Peygamberi'nin sünnetini elden bırakmaz yolunu aydınlatır ve bu gökkubbede hoş bir seda bırakmak maksadıyla gece gündüz didindi. 

Okuluna devam ediyor ve başarıdan başarıya koşuyordu. Kazandığı paraları eğitimine ailesine harcıyordu. Kendi harçlıklarının büyük bir bölümünü de toptancıdan aldığı içinde birkaç çeşit gıda bulunan koliler şeklinde aşağı mahallenin muhtaç insanlarının kapılarına bırakıyor yüzünde mutlu bir gülümseme ile evin yolunu tutuyordu.Artık o aralarına almasını beklediği arkadaşlarının oyunu ile değil bunlarla mutlu oluyordu. Arkadaşları bundan çok büyük bir rahatsızlık duymasına rağmen Türker'i uzaktan kıskançlıkla izler olmuşlardı. 

Mahallenin pısırık çocuğu artık en güçlü delikanlısı olmuştu...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
SERVET ARSLANER 4 ay önce

NE KADAR GÜZEL ve DUMURA UĞRAMIŞ DUYGULARIMIZI HAREKETLENDİREN OLDUKÇA DA DUYGUSAL BİR HİKÂYE. BETONLANMIŞ KALBLERE BİR NEBZE " İNŞİRAH " VERİR İNŞALLAH.
ELLERİNİZE ve ZİHNİNİZE SAĞLIK GÜZEL İNSAN ve BİR YİĞİT YÜREĞİN SAHİBİ AZİZ KARDEŞİM.